-
Emir Sultan Kimdir
Emir Sultan Kimdir?
Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşayan büyük velî
İsmi Muhammed, lakabı Şemsüddîn'dir
Babasının adı Ali'dir
1368 (H
770) senesinde Buhârâ'da doğdu
Soyu, Peygamber efendimize dayanır
Ona, Buhârâ'da doğduğu için Muhammed Buhârî, Seyyid olduğu için Emîr Buhârî, Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdı olduktan sonra da Emîr Sultan denilmiştir
Emîr Külâl ismiyle tanınan babası geçimini çömlekçilikle sağlayan bir velî idi
Buhârâ'da sevilir ve duâsını almak için kendisine sık sık başvurulurdu
Nakşibendiyye tarîkatının Nurbahşiye koluna mensuptu
Emîr Külâl oğlunu yetiştirmek için büyük gayret gösterdi
Onu sağlam bilgi ve ahlâk temelleri üzerinde yetiştirmeye çalışan Emîr Külâl, oğluna, bir mesleğe sâhib olması için, çömlekçiliği de öğretti
Emîr Sultan küçük yaşta annesini kaybetti ve öksüz kaldı
Babası onun annesizliğini aratmayacak ölçüde ona yaklaştı ve sevgi bağı kurdu
Babasının ona sık sık verdiği nasîhatlardan biri şöyle idi:
"Ey oğlum! Peygamber efendimizi, babandan, anandan daha fazla sevmelisin
Soyunla öğünmemelisin, ağzından hiç yalan çıkmamalı
Her günü ömrünün son günüymüş gibi tamamlamaya çalışmalısın
İlim öğrenmekte aslâ erinip üşenmemelisin
Ak sakallı da olsan, düşmanla cihâdı bırakmamalısın
Selâm vermeden hiç bir topluluğa girmemelisin
Nikâhsız bir kadınla oturmamalısın
Kur'ân-ı kerîm rehberin, hadîs-i şerîfler ise yol göstericin olacaktır
Ey oğlum! Hayat her yönü ile senin için bir mekteptir
Hayıra koş, kötülükten kaç
En büyük silâhın, Allahü teâlâya ettiğin duândır
Bunu aslâ unutma!"
Babasının bu şekildeki nasîhatları ile yetişen Emîr Sultan ayrıca, birçok tasavvuf ehlinin sohbetlerine de devâm etti
Muhterem pederleri ile bir gün tenhâ bir yerde sohbet ediyor ve bir âyet-i kerîmenin tefsîri hakkında konuşuyorlardı
O sırada kalbi mahzûn, çok çocuk sâhibi, borçlu, sıkıntılar içinde bir kişi gelip, perişân hâlini; "Buhârâ'da bir bahçem vardı
Onun mahsûlü, her sene çoluk çocuğumun nafakasını karşılıyor ve ben de helâlinden geçiniyordum
Takdîr-i ilâhî, birgün bir fırtına esti
Bahçemde bulunan tâze ağaçları ve yeni bitmiş sebzelerin çoğunu kuruttu
Bu durumda geçinmeğe gücüm olmadığı için, çoluk çocuğumu terk ettim
Ey Resûlullah'ın evlâdı! Allahü teâlânın zayıf ve bîçâre kulu olan bana, inâyet gözüyle bak
Ayağına düştüm, bana yardımcı ol
" diye anlattıktan sonra, yüzünü Emîr Sultân'ın babası Ali'nin ellerine sürdü
Emîr Sultân'ın mübârek pederi de; "Cenâb-ı Hak inşâallah seni arzuna kavuşturacaktır
" diyerek onu tesellî etti
O ânda Emîr Sultan hazretleri, o ihtiyara merhamet etmeyi ve şefkatli davranmayı aklından geçirdi
O gece Emîr Sultan, bu muhtâç ihtiyarın bahçesine gizlice varıp, gönülden Allahü teâlâya duâ ederek yalvardı ve; "Ey nîmetler veren ve rızıkları taksim eden Allah'ım! Bu fakîrin ağaçlarını ve ekip diktiği sebze ve meyvelerini eski canlılığına kavuştur
" deyip, mübârek ellerini yüzlerine sürdü
Daha sonra Allahü teâlânın izni ile o fakîrin bahçesinde bulunan ağaçlar ve ekili sebzeler yeşerip canlandı
Sabah olunca, ihtiyarın kalbine, ilhâm-ı ilâhî geldi ve hemen bahçesine gitti
Bahçesine girince ağaçların çiçeklenmiş, tâze yaprakları çıkmış ve sebzelerin de canlanmış olduğunu gördü
İhtiyar adam bu durum karşısında hayrete düştü
Bahçenin bir köşesinden bostana baktı ve; "Ey rızkı veren ve mahlûkâtı yaratan Allah'ım! Yalvarmam ve niyâzım sanadır
Bana bu garip sırrı bildir
Yoksa bostanıma hazret-i Hızır mı geldi de, bahçemin ağaçları ölü iken hayat suyunu içip yeşerdi?" dedi
O esnâda Emîr Sultan, bahçenin bir köşesinden göründü
İhtiyar durumun hakîkatini anlayıp, hemen Emîr Sultan'ın ellerine sarılmak istediğinde, o gözden kayboldu
Emîr Sultan'ın duâsı bereketiyle, bahçedeki ağaçlar ile sebzelerin yeşerip, evvelki gibi meyveli olduğuna şükretti
İhtiyâr, Allahü teâlânın kudretine hayran kalıp, başından geçenleri Buhârâ halkına anlattı
Halk gelip, bahçenin hâlini görünce, hayret etti
Bu kerâmeti görünce insanlar, Emîr Sultan hazretlerinden duâ talebinde bulundular
Emîr Sultan 17-18 yaşlarına geldiğinde babası vefât etti
Babasının vefâtından sonra bir müddet Buhârâ'da kaldı
Sonra aldığı ilâhî emîr üzerine Mekke'ye gitti
Hac farîzasını yerine getirdikten sonra Medîne'ye geçti
Niyeti, ceddi Resûlullah efendimizin mübârek kabirlerine yakın bir yere yerleşmek ve ömrünün sonuna kadar orada kalmaktı
Medîne'ye geldiği zaman, kalacak bir yer bulamadı
Seyyidler için ayrılmış bir oda olduğunu duydu ve oraya gitti
Orada bulunanlar, seyyid olduklarını ve odanın kendilerine tahsis edildiğini söyleyerek, Emîr Sultan'ı yanlarına almak istemediler
Emîr Sultan onlara; "Ben de seyyidim
" dedi ise de dinlemediler
Hattâ; "Senin seyyid olduğunu burada kim bilir? Seyyid olsaydın hâlinden belli olurdu
" dediler
Emîr Sultan onlara; "Ben de burada, Allah'ın garib bir kuluyum
Bizim yolumuzda gurûr ve kibir yoktur
Gelin berâber kâinâtın efendisi Resûlullah efendimizin türbesine gidelim
Selâm verelim
Hangimizin selâmına cevap verirse, onun nesebinin sahîh olduğu belli olsun
" dedi
Bu teklif üzerine, onlar türbeye dahî gitmeden, yüzlerini Resûlullah efendimizin türbesine dönerek; "Esselâmü aleyke yâ ceddî!" dediler
Fakat hiçbirine cevap gelmedi
Emîr Sultan, ihlâs ve şevkle; "Esselâmü aleyke, yâ ceddî!" dedi
Resûl-i ekrem mübârek sesiyle; "Ve aleyküm selâm, yâ veledî!" diye cevap verdi
Bunun üzerine orada bulunanlar, görünüşte fakîr ve hakîr gibi olan Emîr Sultan karşısında büyük bir mahcûbiyet duydular ve af dilediler
Forumacil.com Emir Sultan Kimdir Hakkında Emir Sultan Kimdir
-
Cevap: Emir Sultan Kimdir
Emîr Sultan hazretleri, Medîne-i münevvereye yerleşmek ve ömürlerinin sonuna kadar orada kalmak niyetinde iken, bir rüyâ gördü
Rüyâsında Peygamber efendimiz ve hazret-i Ali yanyana oturmuş hâlde idiler
O da gidip edeble yanlarına diz çöküp oturdu
Hazret-i Ali ona; "Ey Oğlum! Sana cenâb-ı Hak tarafından ceddin Muhammed'in sünnetini, takvâ yoluyla öğretmen için Rum iline gitmen işâret olundu
Senin önünde, ilerliyen nûrdan üç kandil belirecek, o kandiller nerede gözünden kaybolursa orada kalacaksın
Mezarın da orada olacak
" dedi
Emîr Sultan uykudan uyanınca; "Demek ki takdîr-i ilâhî böyle
" diyerek yola çıktı
Hazret-i Ali'nin dediği gibi, üç kandil ona kılavuzluk etti
Emîr Sultan, Medîne'den yola çıkıp Bursa'ya doğru gelirken, yolda bir beyin oğlu, Emîr Sultan'ı gördü ve kalbi ona talebe olmaya meyletti
Hemen silâhlarını bırakıp, Emîr Sultan'ın yanına gitti
Ondan kendisini talebeliğe kabûl etmesini istirhâm etti
Emîr Sultan onu talebeliğe kabûl etti
Bir süre sonra bir yol kavşağına vardılar
Oranın yerlisi olan bir kişi, yolun birinde, geçit vermeyen bir ejderhâ, büyük bir azman yılanın olduğunu söyledi ve o yoldan gitmemelerini tenbih etti Emîr Sultan'ın önünde giden kandil o yolu gösterdiği için, o yoldan ilerlediler
Bir süre sonra yol kenarında bir ejderhânın uzandığını gördüler
Ejderhâ, sanki avını bekler gibi değil de, şerefli bir misâfiri bekler bir hâldeydi
Emîr Sultan hâriç, herkes ürkek bir hâlde ve endişe içinde yürüyordu ve; "Acabâ ejderhâ ne yapacak? Kâfileden kimlere saldıracak?" soruları zihinlerini kurcalıyordu
Kâfilenin önünde bulunan Emîr Sultan, ejderhâya yaklaşınca, ejderhâ derhâl Emîr Sultan'ın devesinin ayaklarına kapanarak; "Hoş geldiniz Şeyhim! Emrinizdeyim!" dedi
Kâfiledekiler bu durumu hayretler içinde seyrettiler
Fakat onlara yolda katılan bey oğlu, bu duruma pek inanmadı
O sırada ejderhâ, derhâl onun üstüne atladı
Beyzâde; "Aman Allah'ım! Yâ Emîr bana yardım et!" deyince, Emîr Sultan ejderhâya onu bırakması için işâret etti
Bunun üzerine ejderhâ, derhâl geri dönerek oradan uzaklaştı
Böylece, gencin kalbindeki şüphe gitmiş oldu
Emîr Sultan'ın kâfilesi, Sakarya Nehri kenarında bulunan bir bahçede konaklamıştı
Bahçede her çeşit meyve vardı
Fakat talebelerden birinin canı hurma istedi
O sırada talebenin önünde bir hurma ağacı yükseldi
Üzerinde olgun meyveleri vardı
Ama talebe, olup biteni bir türlü anlamadı
"Acabâ eskiden burada mıydı? Yoksa ben bunu görmedim mi?" soruları zihnini kurcaladı
Bunu fark eden Emîr Sultan; "Canın hurma yemek istiyordu, işte hurma, al ye!" buyurdu Bunun üzerine talebe, bu durumun hocasının kerâmeti olduğunu anladı
Emîr Sultan hazretleri Bursa'ya geldiği zaman, önündeki nûrdan üç kandil, pınar başında Üç servi civârında fakirler için tahsis edilmiş eski bir kilisenin yanında durdu
Böylece Emîr Sultan Bursa'ya yerleşti
Bu sırada Yıldırım Bâyezîd Han Macarlarla savaşıyordu
Düşman kuvvetleri, Osmanlı ordusuna büyük zâyiât verdiriyordu Bu esnâda bir genç, yaralıların yaralarını sarıyor, bâzan da ellerini açıp duâ ediyordu
Kolundan yaralanan Yıldırım Bâyezîd, bu genç askerin gayret ve mahâretle yaraları sardığını görünce, o gence karşı kalbinde bir yakınlık hâsıl oldu
Yanına kadar giderek; "Benim de kolumda yara var, yaramı sar!" deyince, Emîr Sultan cebinden bir mendil çıkarıp; "Buyurun Pâdişâhım, sizin yaranızı da bu mendil ile sarayım
" dedi
Sabah olunca, sarılan bütün yaraların iyi olduğunu, askerlerin ayağa kalktıklarını Yıldırım Bâyezîd Hana haber verdiler
Yıldırım Bâyezîd de merak edip kendi yarasını açarken, kolundaki mendilin, hanımının nişanlı iken kendisine hediye ettiği mendilin yarısı olduğunu farketti
Akşam yaraları saran askerin, yanına getirilmesini emretti
Fakat o kimseyi bulamadılar
Osmanlı ordusu daha sonra Niğbolu Kalesi önlerine geçti
Niğbolu Kalesinin fethi için günlerce kanlı çarpışmalar oldu
Kale bir türlü feth edilemedi
Hücûmların en şiddetli ânında, daha önceki muhârebede askerlerin yaralarını saran genç, kale kapısını ardına kadar açtı
Yıldırım Bâyezîd ve askerleri kaleye girdiler
Kaledekiler, bu durum karşısında teslim olmak mecburiyetinde kaldılar
Zaferden sonra bu genci aradılar, bir türlü bulamadılar
Yıldırım Bâyezîd Han, Rumeli fethinden sonra Bursa'ya gelmeyip Edirne'de konakladı
Bu sırada Yıldırım Bâyezîd'in kerîmesi (kızı), rüyâsında Peygamber efendimizi gördü
Resûl-i ekrem ona;
"Oğlum Muhammed Buhârî ile evlen, sakın beni kırma ve sözümü dinle!" buyurdu
Temiz rûhlu, edeb ve hayâ sâhibi Hundî Fâtıma Sultan, rüyâsını kimseye söyleyemedi
Ertesi gün yine Resûl-i ekremi rüyâda gördü
Server-i âlem, ona;
"Eğer âhirette benden şefâat etmemi istiyorsan, Muhammed Buhârî ile evlen
" buyurdu
Hâlbuki Hundî Fâtıma Sultanın, Rumeli Beylerbeyi Süleymân Paşa ile evleneceği söylenmekte idi
Emîr Sultan, zâhiren fakîr ve garîb bir kimse idi
Hundî Sultan, bu çâresizlikler içinde bunalıp, duâ etti
"Acabâ Emîr Buhârî'nin bundan haberi var mı?" dedi
Kiminle ve nasıl haber gönderebileceğini düşünüyordu
Sonra kendisi gibi edeb ve hayâ sâhibi hizmetçisine rüyâsını anlattı ve durumu Emîr Sultan'a bildirmesini söyledi
Hizmetçisi gidip durumu Emîr Sultan'a anlatınca, o;
"Bizim de mâlûmumuzdur
Nikâhımız, Allahü teâlâ tarafından kıyıldı
Dînimiz üzere burada da kıyılması gerekir
Durumu Hundî Fâtıma Sultan'a iletin
" dedi
Bunun üzerine Emîr Sultan, dünürler gönderip sultânın kızını istedi
Fakat Vâlide Sultan kızını vermek istemeyip, işi zora sürerek, dünürlere;
"Emîr Sultan'a söyleyin, kırk deve yükü altın getirirse kızımı veririm" dedi
Emîr Sultan hazretleri de;
"Sultan vâlidemiz develeri göndersinler, isteklerini yerine getirelim
İstediği altınları gönderelim
" deyince, sarayı bir telâş aldı
Bu işe kimsenin aklı ermedi
Böyle fakir bir dervişin kırk deve yükü altını nasıl vereceğini, şaşkınlıkla karşıladılar
Saraydan kırk deveyi Emîr Sultan'a götürdüler
Emîr Sultan, develerle birlikte Nilüfer Çayının kenarına gitti
Develeri getirenlere;
"Heybeleri bu kumlarla doldurun, sizler de istediğiniz kadar alın
Aldığınız altın olsun
" buyurdu
Kimisi şüphe ederek bir şey almadı
Kimisi de heybeleri ve keselerini doldurdular
Kırk deveden meydana gelen kervan saraya girince,
Emîr Sultan;
"Boşaltın, istediğiniz altın olsun
" dedi
Heybeler boşaltılınca, hepsi altın oldu
Kimi kendisi için de almadığı, kimisi de yolda aldıklarını döktüğü için çok pişmân oldu
Emîr Sultan ile Hundî Fâtıma Sultan'ın evlenmelerine karar verilince, Fâtıma Sultan, kendi el işlemesi gömlek ve çamaşırları Harem ağası ile Emîr Sultan'a gönderdi
Emîr Sultan, bohça geldiği zaman bir odada mangal yakmış, talebeleri ile sohbet etmekte idi Harem Ağası içeri girip;
"Vâlide Sultan'dan
" diyerek, bohçayı Emîr Sultan'a verdi
Bohçayı bir kenara bırakan Emîr Sultan, onların sıhhat ve âfiyetleri için duâ etti
Sonra bohçayı açıp, içinden bir mendil aldı
Mendilin içine birkaç köz parçası koyup, mendili kapadı Tebessüm ederek Harem Ağası'na;
"Vâlide Sultan'a selâm söyleyiniz
Biz fakir dervişlerin, sultânlara hediyesi ancak böyle köz parçaları olur
Kabûl etmelerini arz ederim
" dedi
Harem Ağası, herkesin şaşkın bakışları arasında oradan ayrıldı
Yolda giderken mendilin yanıp yanmadığını merak etti; fakat mendilden duman bile çıkmıyordu
Saraya kadar kendisini zor tuttu
Hediyeyi Vâlide Sultân'a teslim etti
Mendil sarayda olanların merakları arasında açıldı
Mendilin içinden ateş tâneleri değil, gözleri kamaştıran elmas parçaları çıktı
Bu durumun, Emîr Sultan hazretlerinin kerâmeti olduğu anlaşıldı
-
Cevap: Emir Sultan Kimdir
Nikâh haberi Edirne'ye ulaşınca, Yıldırım Bâyezîd, Kapıkulu askerlerinden kırk askeri Süleymân Paşanın emrine vererek, Emîr Sultan'ın ve Hundî Hâtun'un başlarını getirmesi için Bursa'ya gönderdi
Süleymân Paşa Bursa'ya gelince, Vâlide Sultandan onları istedi
Vâlide Sultan vermeyince, kırk asker, Vâlide Sultan'ın sarayına saldırdı
Vâlide Sultan, onların bu saldırısından korktu
Emîr Sultan onun bu hâlini görünce, ona;
"Bu dehşet ve korkunuz nedir? Allah aşkına söyleyin
" dedi
Sonra Vâlide Sultan'a
"Şu yayı alın ve oku gerin
Ben bakayım siz atın
" dedi
Vâlide Sultan;
"Ben ok atamam
" deyince, Emîr Sultan;
"Siz oku takın, o kendiliğinden gider
" dedi
Bunun üzerine Vâlide Sultan, pencereden askerlere karşı oku kirişe koyup, bıraktı
Yeşil ok, parlayarak gidip kırkına saplandı
Askerler derhâl kaçtılar
Vâlide Sultan;
"Yâ Emîr Sultan! Niye oku sen atmadın da bize attırdın?" diye sorunca, Emîr Sultan;
"Eğer oku biz atmış olsaydık, hem o askerlerin, hem de Osmanoğullarının nesilleri helâk olurdu
Onun için bu işi size yaptırdık
" dedi
Pâdişâhın, Emîr Sultan'ın ve kızı Hundî Sultân'ın öldürülmesi için Bursa'ya asker gönderdiğini duyan Molla Fenârî, Yıldırım Bâyezîd'e şu mektubu yazdı:
"Mektubuma, dâimâ kullarına acıyıcı olan Allahü teâlânın adıyla başlarım
İnsanların en âcizi olan ben, Türk ve İslâm memleketlerinin koruyucusu, Osmanoğullarının övündüğü ve Hak uğruna savaş edenlerin başkanı, İslâm dîninin ve müslümanların yardımcısı olan, Pâdişâhımın ömrünün uzun olmasını ve evlâdının çoğalıp kıyâmete kadar şan ve şerefle yaşamasını Rabbimden niyâz ederim
Sultânımızın şunu bilmesi gerekir
Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ'dan önce, Îsâ aleyhisselâm, kendine inananlardan üç kişiyi Hak dîne dâvet için bir beldeye göndermişti
Fakat oranın halkı, onları yalanlayıp ödürdüler
Bu cinâyeti işledikten sonra, sevinerek evlerine gittiler
Cenâb-ı Hak onların bu davranışlarından râzı olmadı ve Cebrâil aleyhisselâma, o belde üzerinde yürekleri parçalayıcı, korkunç ve keskin bir sesle haykırmasını emretti
Cebrâil aleyhisselâm haykırınca, oradakilerin hepsi bir anda öldü
Böyle büyük bir felâkete düşmekten Allahü teâlâya sığınırız
Şimdi bizim de Sultânımızdan bir ricâmız vardır
Dün öldürülmesini emrettiğiniz Emîr Sultan, Resûl-i ekremin neslinden hürmete değer bir insandır
Bu zât gibi temiz kalbli, Peygamber neslinden bir kişi, zamânımıza kadar Anadolu'ya ayak basmamıştır
Buna benzer aslı temiz bir kimseyi elleri hediyeler dolu davetçiler göndererek Buhârâ'dan Anadolu'ya getirmeye çalışsaydınız, sizin için ebedî bir şeref olurdu
Böyle yapmadığınız hâlde, mânevî irâde üzerine yurdumuza gelen bu zât dolayısıyla Peygamber efendimize yakınlık kazandığınız takdirde, dünyâ ve âhiret saâdetiniz artacaktır
Şunu da bildireyim ki, bu dâmâdınız, Peygamber efendimizin; "Ümmetimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir
" buyurduğu kimselerdendir
Bizim böyle seyyidlerden gördüğümüz feyz eserlerini, hazret-i Muhammed'den sonra kimse göstermemiştir
Eğer bir daha onun başını kestirmek için asker gönderirseniz, bütün yurdumuzun felâketi olacağından şüphemiz yoktur
Son ferman sultânımızındır
"
Aradan günler geçtikten sonra Bursa'ya dönen Osmanlı ordusunu ve sultânı karşılayanlar arasında Emîr Sultan da vardı
Yıldırım Bâyezîd, onunla selâmlaşınca, harb meydanında askerlerle kendi yarasını saranın bu genç olduğunu anladı
Sultan, ona şifreli olarak;
"O el çabukluğu ne idi?" diye sordu
Emîr Sultan;
"Allah'ın kuvvet ve yardımı, o bîat edenlerin vefâ ve sadâkatlerinin üzerindedir
" (Feth sûresi: 10) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu
Yıldırım Bâyezîd;
"Ya o mendilin yarısı ne oldu?" diye sorunca,
Emîr Sultan;
"Babacığım, o mendilin yarısı cebimdedir
Bendeniz dâmâdınız Muhammed Şemseddîn
" dedi
Yıldırım Bâyezîd Han atından inerek onunla kucaklaştı ve gözyaşlarını tutamıyarak ikisi de ağladılar
Sultan Yıldırım Bâyezîd Han, Niğbolu zaferinden sonra kazanılan ganîmetler ile müslümanların ibâdet etmeleri için, Bursa'nın güzide bir yerinde câmi yaptırmak istedi
Bu durumdan vezîrini de haberdar etti
Bugünkü Ulu Câminin yeri uygun görüldü ve arsa sâhiplerine mülklerinin bedelleri verildi
Herkes gönül rızâsıyla arsalarını verdiler
Fakat câminin inşâ edileceği yerde bir ihtiyar kadıncağızın evi vardı
Bu hanım; "Ben evimi satmam
" diye inâd etti
Ona; "Bize bu ev mutlaka lâzım
" denildi ise de, hiçbir kimsenin, sözünü dinlemedi
Sultan Yıldırım Bâyezîd Han da o kadının yanına gidip, durumu anlattı
Fakat, kadını fikrinden döndüremedi
Sonra Sultan, dîvânı toplayarak bu husûsu görüştü
Dîvânda, Emîr Sultan hazretlerine durumun bildirilmesi ve ona göre hareket edilmesi kararına varıldı
Sultan Bâyezîd, Emîr Sultan'ın huzûruna giderek durumu anlattı ve; "Sizin hizmetinize muhtâcız, yoksa câmi-i şerîf yapılamaz
" dedi
Emîr Sultan; "Her işin gerçekleşeceği bir vakit vardır
" diyerek Sultânı teselli ve teskin etti
O gece ihtiyar kadın rüyâsında, mahşer günündeki hâlini gördü
Herkes Muhammed Mustafâ'dan şefâat umup, Cennet tarafına gidiyordu
İhtiyar kadın da onlar gibi Cennet'e gitmek istedi
Fakat yürümeye gücü olmadığı için, Arasat meydanında yapayalnız kaldı
Bunun üzerine ihtiyar kadın feryâd etmeye başlayınca, zebâniler ona; "Niye ağlıyorsun?" diye sordular
İhtiyar kadın; "Müslüman tâife Cennet'e gitti
Ben kaldım, onun için ağlarım
" dedi
O sırada gâibden bir ses; "Eğer sen de Cennet'e gitmek istersen, Yıldırım Bâyezîd Hana evini sat, inâd etme, yoksa inatçılardan olup, ehl-i nâr, cehennemlik olursun
" dediği ânda, ihtiyar kadın hemen uyandı
Uyandığı zaman, evinin bir nûr ile kaplanmış olduğunu gördü
"Elhamdülillah ben de Cennet ehli oldum
" diyerek sabaha kadar ibâdetle meşgûl oldu
Sonra gönül rızâsı ile evini sattı ve câminin yapılmasına vesîle oldu
Etiketler: bursadaki sahabe türbesi emir hazretleri